Ana Sayfa · Her Gun Bir Hadis-i Serif · Deneysel · Satranc · Amasya Info · Site Haritası04.07.2009
Ana Menü
Ana Sayfa
Dosyalar
Linkler
Forumlar
Resimler
Deneysel
İletişim
Arama
Nasıl
Site Haritası
Videolar
Giriş
Kullanıcı Adı

Şifre



Buraya Tıklayarak Üye Olabilirsiniz.

Şifremi unuttum hatırlatırmısınız?
Çin gezisi...
Enson - 25.06.2009
0 Yorum · 6 Okuma · Yazdır
"Ya Rabbi" dememizin altında, Allah'ın "buyur" demesi vardır...
Enson - 30.05.2009

Allah'ı tanımayan insanın başındaki belalardan biri, evhamdır. Evhamlar insanı perişan eder. "Hastalanırsam, trafik kazası geçirirsem, hanım bırakır giderse, işten kovulursam, çocuğuma bir şey olursa, fakir olursam, gelecekte ne halde olacağım?.." gibi ihtimaller, Allah'ı tanımayanların başına bela olur.

Allah'ı tanıyan imanlı kimse ise, evhamların bütününü siler atar, "Allah ne nasip etmişse o olur. Allah'ın vereceğini önleyemem, bana düşen vazife, her şartta İslam'a uymak, başıma gelene razı olmaktır." der, huzur içinde yaşar. İnsanın aklı, hayata bütünüyle yön vermeye yetmez. Yani hayata istikamet veremeyiz, o imkânsız!

Sakat bir insan düşse, hemen elinden tutar kaldırırız. İşte onun sakatlığı, "beni kaldırın" ricasını kabul ettirir.

Dertli insan da düşmüştür. Ellerini açıp Allah'a dua eder. Duanın manası, kendi güçsüzlüğünü ve aczini anlayarak, kudreti sonsuz olan Allah'a halini arz etmektir ...


Devamı · 0 Yorum · 22 Okuma · Yazdır
Çankaya...
Enson - 24.05.2009
0 Yorum · 15 Okuma · Yazdır
Üç soru Tek cevap...
Enson - 15.05.2009

Mevlana Celaleddin-i Rumi'ye felsefecilerden bir grup geldi. Sual sormak istediğini bildirir. Mevla'na Hazretleri bunları Şems-i Tebrizi'ye havale etti. Bunun üzerine O’nun yanına gittiler. Şems-i Tebrizi Hazretleri mescit de, talebelerine bir kerpiçle teyemmümün nasıl yapılacağını gösteriyordu. Gelen felsefeciler üç sual sormak istediklerini belirttiler.

Şems-i Tebrizi; "sorun" buyurdu. İçlerinden birini sözcü seçtiler. Hepsinin adına o soracaktı. Sormaya başladı:


Devamı · 0 Yorum · 38 Okuma · Yazdır
20 Kuruş...
Enson - 12.05.2009

Londra'daki camiye yeni bir imam gönderilmiş. Adam şehre gitmek için hep aynı otobüse biniyor ve çoğu zaman aynı şoföre rastlıyormuş.

Bir gün, bilet alırken şoför yanlışlıkla 20 kuruş fazla vermiş. İmam yanlışlığı, oturunca, parasını sayınca fark etmiş. Kendi kendine düşünüyormus "20 kuruşu geri versem mi şoföre?"... ama içinden bir ses diyormuş ki "çok gülünç bir sayı, ve söförün umrunda değil. Otobüs şirketi çok para kazanıyor zaten... sadece 20 kuruş onlara bişey yapmaz." Ve bu parayı saklayabilir diye düşünmüş Allah'tan gelen bir hediye gibi...

İnecegi durağa gelince, imam kalkmış ve fikrini değiştirmiş, inmeden önce şoförün yanına gitmiş, 20 kuruşu geri vermiş ve demiş ki : "paranın üstünü fazla verdiniz."

Şoför gülümsemiş ve demiş ki: ...


Devamı · 0 Yorum · 26 Okuma · Yazdır
Mesnevi'nin ilk onsekiz beyiti...
Enson - 10.05.2009

Duy şikayet etmede her an bu ney, Anlatır, hep ayrılıklardan bu ney.
Der ki feryadım kamışlıktan gelir.Duysa her kim, gözlerinden kan gelir.

Ayrılıktan parçalanmış, bir yürek, İsterim ben, derdimi dökmem gerek
Kim ki aslından ayırmış canını, Öyle bekler, öyle vuslat anını.

Ağladım her yerde hep ah eyledim. Gördüğüm her kul için ‘dostum’ dedim.
Herkesin zannında dost oldum ama,Kimse talip olmadı esrarıma.

Hiç değil feryadıma sırrım uzak, Nerede bir göz, nerede bir can kulak!
Aynadır ten can için, can ten için.Lakin olmaz can gözü her kimsenin.
...


Devamı · 0 Yorum · 30 Okuma · Yazdır
Beni nasıl gördün ?...
Enson - 10.05.2009
Zamanin birinde alim zatlardan biri bir nehir kenarinda namaza durmuş..

Mecnun tam o sırada alim zatın önünden geçmiş..

Adam öfke ile namazını bozarak:'
Bre melun görmez misin ki namaza duruyorum ne diye önümden geçersin?' demiş.

Mecnun'un cevabıysa :'
Ben Leylanın aşkıyla senin namaz kıldığını görmezken sen Mevlanın aşkıyla beni nasıl gördün?



Kaynak | Link

0 Yorum · 21 Okuma · Yazdır
Sizin yanlışınızı söyleyecek adam, anasından doğmadı mı?
Enson - 06.05.2009

Halife Hz. Ömer'le dostu Abdurrahman bin Avf'tan bir yanlış düzeltme örneği vermek istiyorum bugün sizlere. Bu iki büyük insanın dostlukları nasıl olur acaba hiç hayal ettiniz mi?

Biri, dostum Hazreti Ömer, ne söylerse aynen kabul edeyim mi der? Öteki dost da, ben Halife Ömer'im kimse benim yanlışımı söyleyemez mi der? Ölçü almak için bir göz atsak mı, bu iki büyük insanın karşılıklı hatalarını düzeltme anlayışlarına?

Bilindiği üzere Hazreti Ömer'in bir vasfı da 'vakkaf'lıktı. Vakkaf; hızla giden arabanın önüne aniden çıkan engeli görünce hemen frene basıp zınk diye durması gibi kesin bir duruş.

Hazreti Ömer de doğru bulduğu bir şeyi uygulamaya hızla giderken bir dostu aniden önüne çıkar da düşündüğünün yanlışlığını söylerse hemen zınk diye durur, yapılan ikaz doğru ise kendi fikrini bırakıp gösterilen doğruyu hemen uygular, yanlışının gösterilmesinden dolayı da rahatsızlık duymak şöyle dursun aksine yanlışını gösterene dua ederdi.

İşte bu konuda mesaj yüklü muhteşem bir örnek.


Devamı · 0 Yorum · 32 Okuma · Yazdır
Çanakkale Şehidlerine
Enson - 18.03.2009

Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,

Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,

Ne hayasızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle “bu: bir Avrupalı”

Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!

Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beşer
Kaynıyor kum gibi, tufan gibi, mahşer mahşer.

Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,
Osrtralya’yla beraber bakıyorsun; Kanada!

Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk.
Sade bir hadise var ortada : Vahşetler denk.

Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela...
Hani tauna da zuldür bu rezil istilâ...

Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil,

Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrarı! hayasızcasına,

Maske yırtılmasa hali bize affetti o yüz...
Medeniyet denilen kahbe, hakikat yüzsüz.

Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbab,
Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harab.

Öteden saikalar parçalıyor afakı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’makı;

Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin.

Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağımın yaktığı: Yüzlerce adam.

Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtme de yer
O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...

Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.

Saçıyor zırha bürünmüş de o namerd eller,
Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.

Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.

Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman o orduyu seyret ki, bu tehdide güler!

Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?

Hangi kuvvet onu, haşa, edecek kahrına ram?
Çünkü te’sis-i ilâhî o metin istihkam.

Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;

Bu göğüslerse Huda’nın ebedî serhaddi;
“O benim sun’-i bediim, onu çiğnetme” dedi.

Asım’ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.

Şuheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyaya eğilmez başlar,

Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.

Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhid’i...
Bedr’in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

Sana dar gelmeyecek makber’i kimler kazsın?
“Gömelim gel seni tarihe” desem, sığmazsın.

Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyetler eder istiâb.

“Bu, taşındır” diyerek Kâ’be’yi diksem başına;
Ruhumun vayhini duysam da geçirsem taşına;

Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle;
Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle;

Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;
Yedi kandilli Süreyya’yı uzatsan oradan;

Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına;
Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,

Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;

Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırına.

Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultanını Salâhaddin’i,

Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran...
Sen ki, İslâm’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,

O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;

Sen ki, a’sara gömülsen taşacaksın... Heyhad,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihad...

Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.


17 Mart Çanakkale zaferi münasebetiyle Mehmet Akif Ersoy'un Çanakkale Şehidlerine şiiri


0 Yorum · 34 Okuma · Yazdır
3 Hadis-i Şerif
Enson - 18.03.2009

Hazreti Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)’ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte,
her ifadesi lâl ü güher Efendiler Efendisi şöyle buyurur:

İnsanın izzeti inancını hayatına yansıtmasında, kişiliği aklını hep hayra kanalize etmesinde, şeref ve asaleti de ahlakını güzelleştirmesindedir.

(Beyhakî, Sünen, 7/136, 10/195; Dârekutnî, 3/303)




Abdullah ibn-i Ömer (radiyallahü anh)’ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (sallalahü aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:

Cemaatle beraber olun ve tefrikadan mutlaka kaçının. Unutmayın ki şeytan, tek başına hareket edenleri boş bırakmaz.

(Tirmizî; Fiten, 9)




Hazreti Huzeyfe (radıyallahü anh)’ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte,
her ifadesi lâl ü güher Efendiler Efendisi şöyle buyurur:

Nefsimi kudret elinde tutan Zat'a kasem olsun, ya “emr-i bi'l-maruf, nehy-i ani'l-münker” vazifenizi yerine getirerek insanları sürekli iyiliklere sevkeder ve kötülüklerden de sakındırırsınız ya da Cenâb-ı Allah, üzerinize umumî bir belâ gönderiverir. İşte o zaman, yalvarıp yakarsanız da duanız kabul edilmez.

(Tirmizî, Fiten: 9)
0 Yorum · 39 Okuma · Yazdır
"Söz Yangını"
Enson - 02.03.2009


Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri, bir yemeğe davet edilmiş. Yemeğe başlayacakları sırada davetlilerden birisinin henüz gelmediğini fark etmişler.

İçlerinden birisi demiş ki, "O ağır bir adamdır."

İbrahim Hakkı Hazretleri anlamış ki bu gıybet devam edecek, bu kıvılcım yangına dönüşecek, "yanmaktansa kalkıp gitmek daha iyidir" demiş, sofradan kalkıp gitmiş.

Bazıları diyor ki, "Allah'ın bildiğini kuldan mı saklayalım?" Allah, bizim her halimizi biliyor diye çıplak gezebiliyor muyuz? Aynı şekilde Allah her şeyi bilir amma, biz Allah'ın bildiklerini bildiremeyiz.

Söz Yangını - Bir gün gıybet ettiğimi fark ettim, kendimi engellemek için kitabını yazdım...


0 Yorum · 42 Okuma · Yazdır
Sayfa 1 - 11 1 2 3 4 > >>
Google Arama
 
Web   Sitede
Her Seferinde
YahooMail
GoogleMail
EnsonMail
ZamanOnline
Shaber
Webrazzi
Nahnu
Webdeneyimleri
Teknolojihaber
Fatihhayrioglu
Bookletcreator
Webogrencisi
Sanalkurs
Sehriderya
Neyforum
Duaile
Vizra
Enson
Minilugat
Ney nota
Fizy
Donanımhaber
Biliyormusun?
"Beynimizin sol yarım küresi; konuşma ve dilden sorumludur, ayrıca belirli bir düzende yapılması gereken işlerde kullanılır."
Kısa Mesajlar
Mesajınızı gönderebilmeniz için üye olmanız yada üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Henüz Mesaj Gönderilmemiş.

Madalyon'un
Diğer Yüzü


Denizfeneri


Kimse Yok Mu?


Ana Sayfa · Her Gun Bir Hadis-i Serif · Deneysel · Satranc · Amasya Info · Site Haritası





© 2002-2008

78805 Tekil Ziyaretçi

Bu site açık kaynak kodlu yazılım olan PHP-Fusion kullanıyor.

Temanın orjinali Matonor.de

Sitede Arama Yapmak İçin